Batı’nın tekniğini Doğu’nun ruhuyla buluşturan bir sanat dâhisi... Modern Türk müzeciliğinin kurucusu... Ömrünü kültürel bir uyanışa adamış bir Osmanlı entelektüeli... Osman Hamdi Bey… Bu büyük sanatçının “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu, kuşkusuz Türk resim sanatı içerisinde üzerine en çok konuşulan eserlerin başında gelir. Sadece estetik anlamda etkileyici bir tablo olmanın ötesinde, güçlü metaforlarla bezeli bu sanat eserinin ne anlatmak istediği, aradan geçen 120 yıllık zamana rağmen hala tam anlamıyla çözülebilmiş değildir. Anlaşılması güç her popüler eser gibi “Kaplumbağa Terbiyecisi” de zamanla ne anlatmak istediğinden uzaklaştırılarak kitsch bir ürüne dönüştürülmüş ve birçok evin duvarını süslemeye başlamıştır. Çoğu insan belki de her gün baktığı bu tablonun ne anlatmak istediği ile ilgilenmediği gibi tablodaki dervişin kaplumbağaları nerede terbiye ettiğini de bilmemektedir. Evet, tablodaki mekân sanıldığı gibi hayal ürünü bir yer değildir.
YAZI VE FOTOĞRAFLAR: UĞUR TATAR
İşte bu yazıda “Kaplumbağa Terbiyecisi”nin gizli adresine gidip 1869 tarihinde Fransa’da yayınlanan bir dergideki gravürden Bursa Yeşil Camii’nin hünkâr mahfiline uzanan bu şaheserin izini adım adım sürmeye çalışacağız.
Fotoğraf: Saliha T. Tatar
Kaplumbağa Terbiyecisi’nin İlham Kaynağı
1869 yılında yayımlanan Fransız “Le Tour du Monde” dergisinde yer alan ve L. Crepon tarafından bir Japon gravüründen esinlenerek yapılan “Charmeur de tortues” isimli çizimde, elindeki küçük bir davulla kaplumbağaları terbiye etmeye çalışan bir adam resmedilmiştir. Osman Hamdi Bey’in yazdığı mektuplardan babası Edhem Paşa’nın ona bu dergiyi gönderdiğini ve onun da bu dergiyi okuduğunu biliyoruz. Muhtemelen “Kaplumbağa Terbiyecisi” için ilk kıvılcım, Osman Hamdi Bey bu çizimi gördüğü zaman gerçekleşti. Ama bu tablonun tek esin kaynağı, bu çizim olmayabilir.
Hüseyin Efendi Bin Muhammed Mustafa’nın “Mir’ât-ı Acâibü’l-mahlûkāt ve Keşf-i Garâibü’l-mevcûdât” adlı eserinde kaplumbağa terbiyesi ile ilgili bir minyatür bulunuyor. Bu minyatür, eskiden Japonya’da gerçekten bir meslek olarak var olan kaplumbağa terbiyesinin fiili bir meslek olarak olmasa da manevi bir mesele olarak İslam kültüründe olabileceğini gösteriyor. Kim bilir, belki Osman Hamdi Bey bu minyatürü de görmüştür. Tablonun ilham kaynağı ne olursa olsun 37 yıl sonra sanatçının, bu fikri alıp ona derviş kimliğini ve derin bir toplumsal eleştiriyi katarak ölümsüzleştirdiği yadsınamaz bir gerçektir.
Bursa Yeşil Cami hünkar mahfilinin tavanını bir mücevher gibi süsleyen bu eşsiz kompozisyon,
15. yüzyıl renkli sır çini sanatının dünyadaki en nadide örneklerinden bir kesit sunar.
Sabır mı? Beyhude Bir Çaba mı?
Osman Hamdi Bey, bu tablo için “L’Homme aux tortues” yani “Kaplumbağalı Adam” ismini uygun görse de aradan geçen zaman içinde tablo farklı isimlerle anılmış ama en sonunda “Kaplumbağa Terbiyecisi” ismi üzerine yapışıp kalmıştır.
Peki, bu tablo neyi anlatmaktadır? Tablodaki kırmızı kaftanlı, sırtında nakkare ve elinde neyi olan dervişe yakından baktığımızda onun Osman Hamdi Bey’e çok benzediğini görürüz. Aslında bu çok şaşırtıcı bir şey değildir. Sanatçı birçok tablosunda model olarak kendisini kullanmıştır. Bu eser, çoğunlukla bir aydının toplumu dönüştürme sancısı olarak okunur. Derviş de Osman Hamdi Bey’e benzediği için aslında tablonun tahlili onun üzerinden yapılarak, Osman Hamdi Bey’in içinde bulunduğu toplumu eğitmekte ne kadar zorlandığını anlatmak istediği söylenir. Bu bağlamda kaplumbağalar; hantal ve zor eğitilen bir toplumu temsil eder. Terbiyeci ise toplumu sanat ve müzik yoluyla eğitme çabalayan bir aydını simgeler. Ancak değişime direnen bir toplum için eğitim çok zordur, adeta sabır işidir. Terbiyeci, sanki kaplumbağaları eğitmekten vazgeçmiş gibi yorgun bir şekilde onları izlemektedir. Ama burada başka bir detay daha vardır. Terbiyecinin önündeki kaplumbağalar yeşillikler ile beslenmektedir. Ama iki kaplumbağanın yeşilliklerden uzakta olduğu görünür. Aslında bu da farklı bir okumayı peşi sıra getirir. Bu yeşillikler terbiyeci tarafından mı onlara verilmiştir, yoksa kaplumbağalar eğitimi umursamadan sadece yemeğe odaklandıkları için mi terbiyeci onları böyle bıkkın bir şekilde izlemektedir?
Her soru, beraberinde başka bir soruyu meydana getirir. Osman Hamdi Bey, “Kaplumbağa Terbiyecisi”ni yaparken basit bir çizimden ilham almış bile olsa, farklı okumalara açık, çok katmanlı ve derinlikli bir eser ortaya koymayı başarmıştır.
Osman Hamdi Bey'in ikonik eseri "Kaplumbağa Terbiyecisi"nin iki farklı versiyonunu yukarıdaki
fotoğrafta bir arada görüyoruz: Solda yer alan ve 1906 tarihli ilk versiyon Pera Müzesi
koleksiyonundayken, sağda görülen 1907 tarihli ikinci versiyon ise
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi'nde sergilenmektedir.
Tek Konu, İki Şaheser
Osman Hamdi Bey, çözülmesi zor bir bilmeceyi andıran bu sahneyi tek bir tuvalle sınırlı bırakmamış, birer yıl arayla iki farklı versiyon yapmıştır. Bu iki “kardeş” tablo, bugün İstanbul’un kalbinde, birbirlerine çok yakın iki farklı müzede ziyaretçilerini selamlamaktadır.
1906 yılından yapılan ilk eser, şu an Pera Müzesi’nde sergilenmektedir. Türk resminin en yüksek bedelle satılan eserlerinden biri olan bu tablo, 222x122 cm boyutuyla oldukça görkemli durmaktadır. Bu ilk versiyonda, dervişin ayakucunda toplam beş kaplumbağa figürü bulunmaktadır. 1907 yılından yapılan ikinci eser ise günümüzde Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi koleksiyonunda yer almaktadır. İlkine göre 136x87 cm boyutuyla daha küçük olan bu versiyonda kaplumbağa sayısı da altıya çıkarılmıştır. Üstelik Osman Hamdi Bey, bu tabloyu dünürü Salih Münir Paşa’ya "Muhabbetle yadigâr" ithafıyla imzalamıştır.
Fotoğraftaki çini pano üzerinde Arapça "Amel-i Muhammed el-Mecnun" (Muhammed el-Mecnun'un işidir) yazmaktadır.
Mimarinin Şiiri: Osmanlı Yeşil’i
Türk resim tarihinin en gizemli tablosu olan “Kaplumbağa Terbiyecisi”ne baktığınızda, dervişin içinde bulunduğu o mistik mekânın neresi olduğunu hiç merak ettiniz mi? Burası hayali bir dekor değil; Bursa’nın kalbi, Osmanlı’nın zümrüt mührü Yeşil Cami’dir. Osman Hamdi Bey, başyapıtını kurgularken caminin üst katındaki Hünkâr Mahfili’ni mekân olarak seçmiştir. Tablodaki o meşhur alçak pencereler, duvarlardaki eşsiz firuze çiniler, bizzat bu mahfilin karakteristik özellikleridir. Peki, Osman Hamdi Bey, neden Yeşil Camii’yi seçmiştir? Aslında bunun cevabı hem çok karmaşık hem de basittir. Zira Yeşil Camii sadece bir cami değil; Osmanlı’nın fetret devrinden sonra yeniden doğuşunun sembolüdür. Parçalanmış bir devleti yeniden birleştiren Sultan Çelebi Mehmed, siyasi zaferini 1419 yılında kalıcı bir sanat eseriyle taçlandırmak istemiş ve bu isteği mimar Hacı İvaz Paşa’nın dehasıyla 1924 yılında vücut bulmuştur.
Yeşil Camii, aslında büyük bir külliyenin parçasıydı. Yanı başındaki Yeşil Türbe, Çelebi Mehmed’in ebedi istirahatgahı olarak yükselirken medresesi, hamamı ve imaretiyle burası dönemin sosyal hayatının merkeziydi. Osmanlı mimarisinde "Ters T" planlı veya "Zaviyeli" olarak bilinen tarzın en olgun ve en zarif örneği kabul edilen Yeşil Camii, adını hak etmesine sebep olan yeşil ve firuze çinileri ile hafızalara kazınır. Yapının taç kapısında adeta dantel gibi işlenen mermer oymaların zarafeti, Osmanlı’nın estetik anlayışını gözler önüne serer. Dönemin en büyük sanatçılarından Nakkaş Ali ve "Tebrizli Ustalar" olarak bilinen ekibin maharetli elleri, caminin içini o güne kadar görülmemiş ve dönemin teknolojik imkânlarının çok ötesinde bir çini işçiliğiyle bezemiştir. Özellikle mekâna sonsuzluk hissi katan 10 metre yüksekliğindeki devasa mihrap, çini sanatının doruk noktası kabul edilecek türdendir.

Hünkar mahfilindeki bu çini pano üzerinde, "Kalplerin şifası, Sevgili’ye (Allah’a) kavuşmaktır"
anlamına gelen "Şifâü'l-kulûb mülâkâtü'l-mahbûb" ifadesi yer almaktadır.
Manevi Bir Sığınak
Ama Yeşil Camii’yi sadece taştan ve çiniden ibaret bir yer görmek de büyük haksızlık olur. Aynı zamanda burası her ayrıntısında huzuru fısıldayan bir mekândır. Bu mekânın hünkâr mahfili kısmı ise pencerelerden süzülerek çinilere yansıyan ışık ile adeta manevi bir sığınaktır. Kim bilir, belki de Osman Hamdi Bey, toplumun modernleşme sancılarını ve "sabırla terbiye etme" fikrini anlatmak için en uygun sahne olarak burayı görmüş, o mistik atmosferi yaratmak için özellikle caminin hünkâr mahfilini seçmiştir. Ve sonra da dervişin taşıdığı o bilge ve sabırlı ruhu, Yeşil Camii’nin huzurlu ama vakur atmosferiyle başarıyla harmanlamıştır.
Osman Hamdi Bey, "zor eğitilen" bir toplumu kaplumbağalarla sembolize ederken disiplini ve sabrı temsil eden bir ibadethane olan camiyi de mekân olarak seçmiştir. Bugün hala mahfildeki pencerenin üzerinde yer alan "Şifa’ül-kulûb mülâkât’ul mahbub" yani "Kalplerin şifası, sevgiliyle kavuşmaktır" hat yazısı, tablonun sabır ve aşkla dolu alt metnini güçlendiren çok hoş bir dokunuştur. Aslında bakarsanız gerçekteki mekânla tablodaki tek benzerlik bundan ibaret değildir. Bursa’nın kadim mirasına duyduğu hayranlığı gizleyemeyen sanatçı, mekânı olabildiğince detaylı ve aslına sadık bir şekilde işlenmekten kendini alamamıştır. Üstelik Osman Hamdi Bey, bu camiye o kadar hayrandır ki onu adeta "doğal bir stüdyo" olarak kullanmıştır.
Osman Hamdi Bey'in Yeşil Külliye’si
Yeşil Camii’nin de bulunduğu külliye, “Kaplumbağa Terbiyecisi” dışında sanatçının başka eserlerine de konuk olmuştur. Zira Osman Hamdi Bey, Batı’nın tekniğini Doğu’nun ruhuyla birleştirirken kendine görkemli bir atölyeyi, Bursa Yeşil Külliyesi’ni seçmiştir. İşte Osman Hamdi Bey'in Yeşil Külliye’sini mekân olarak kullandığı tablolar:
1) İki Müzisyen Kız, 1880
2) Yeşil Cami Önü, 1882
3) Yeşil Türbe'de Dua, 1882
4) Yeşil Cami'de Kuran Dersi, 1890
5) Kaplumbağa Terbiyecisi, 1906-1907
6) Kuran Tilaveti, 1910
“Yeşil Cami Önü” tablosunda, yapının muazzam taç kapısındaki mermer işçiliğini bir fotoğraf titizliğiyle işleyen Osman Hamdi Bey, “Yeşil Türbe’de Dua” ve “İki Müzisyen Kız” eserlerinde külliyenin mistik atmosferine yakından bakmaya çalışmıştır. “Yeşil Cami'de Kur'an Dersi” ile yapının iç mimarisine olan hâkimiyetini bir kez daha ispatlayan sanatçı, ömrünün son yılında yaptığı "Kur'an Tilaveti" ile de bu mekâna eşsiz bir veda etmiştir.
* * *

Kökleri Japonya’ya uzanan bir meslek, Fransa’da doğan bir fikir, Bursa’da bulunan tarihi bir mekân ve bir sanatçının geleneksel ile moderni birleştiren usta işi dokunuşu… İşte “Kaplumbağa Terbiyecisi” bütün bunların birleştiği muazzam bir köprüdür.
Yeşil Camii, Osman Hamdi Bey’in tuvalinde ölümsüzleşmiş; ressam ise bu kadim mekânı Türk resim sanatının zirvesine taşımıştır. Bugün o tabloya bakmak, sadece kaplumbağaların başında dikilen bir dervişi izlemek değil, Bursa Yeşil Camii’nin manevi atmosferini en derinden solumak demektir. Bugün Bursa Yeşil Cami’nin hünkâr mahfiline girdiğinizde, sadece o muhteşem çinileri görmezsiniz. Eğer dikkatli bakarsanız, bir köşede elinde neyi, sırtında nakkaresi Osman Hamdi Bey’in dervişinin sabırla beklediğini görebilirsiniz.
SON