Değerli okurlarım,
Güneş; “hayatın kaynağı” değil mi?
Bitkilerin fotosentez yapması, hayvanların yaşaması ve insanın rızık elde etmesi hep Güneş’in yaydığı ışık ve ısı sayesinde mümkün oluyor.
Güneş dünyaya ne çok yakın ne de çok uzaktır. Dünya, Güneş'e en ideal mesafede yer alıyor ki bu hassas denge, Kur'an'da her şeyin bir ölçüye göre yaratıldığının kanıtıdır: Rahman Suresi 5.Ayette; “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir." diye zaten bize bildiriyor.
Modern astronominin Güneş'in Samanyolu galaksisi etrafındaki dönüşünü ve uzaydaki hareketini keşfetmesinden asırlar önce Kur'an-ı Kerim’in buna işaret etmesi, ilahî bilginin kuşatıcılığını zaten gözlerimizin önüne seriyor. Saatte binlerce kilometre hızla akıp giden bir evrenin ortasında, dünyamızı ısıtan, aydınlatan ve yaşamın devamlılığını sağlayan bu devasa ateş topu, tesadüflere yer bırakmayan muazzam bir düzenin en somut simgesidir.
Her sabah ufuktan süzülen bu ışık dalgası, yalnızca biyolojik bir canlılığı başlatmakla kalmaz; aynı zamanda varoluşun arkasındaki eşsiz sanatı ve mühendisliği gözler önüne serer.
Güneş'i ve onun işleyişini düşündüğümüzde, bakışlarımız maddeden manaya, eserden eseri yaratıcıya doğru doğal bir yolculuğa çıkar. Güneş'i yoktan var eden Allah, sonsuz kudretini ve merhametini bu mucize üzerinden insanlığa hissettirir.
Kur'an-ı Kerim’de Güneş, Yüce Allah’ın kainattaki mülkünün ve idaresinin bir nişanesi olarak sıkça zikredilir. Hatta Kur'an-ı Kerim’in 91. Suresi olan Şems Suresi, adını doğrudan güneşten alır ve sure bu varlığın üzerine yemin edilerek başlar: "And olsun güneşe ve onun aydınlığına..."
Yaradan’ın bir şey üzerine yemin etmesi, o varlığın önemine, büyüklüğüne ve taşıdığı derin hikmetlere dikkat çekmek içindir. Onun enerjisi milimetrik bir hassasiyetle yeryüzüne şifa ve hayat olarak süzülür.
Bildiğiniz üzere, eğer Güneş Dünya’ya biraz daha yakın olsaydı atmosferimiz yanıp kül olurdu; biraz daha uzak olsaydı gezegenimiz karanlık bir buz kütlesine dönüşürdü. Bu kusursuz denge, Yaratıcı’ Allah’ın El-Alîm (her şeyi bilen) ve El-Hakîm (her şeyi hikmetle tanzim eden) sıfatlarının aşikâr birer tecellisidir.
Güneş, kendi başına bir güç değil, Yaratıcı Allah’ın emrine boyun eğmiş bir kudret delilidir.
Kur'an-ı Kerim'de Güneş'in ve Ay'ın belirli bir hesaba göre hareket ettiği, her birinin kendisi için tayin edilen yörüngede yüzüp gittiği vurgulanır. Güneş, milyarlarca yıldır aksamadan yanan bir lamba gibi hareket ederken, asıl övgü ve ibadet o lambayı gök kubbe altında yakan ve yörüngesini çizen sonsuz kudret sahibine aittir.
Güneşi seyretmek ve onun ısısını hissetmek, insan ruhunda derin bir minnet duygusu uyandırmalıdır. Her sabah doğan Güneş, ilahi rahmetin mahlukata sunduğu karşılıksız bir ikramdır.
Güneş bize Yaradan'ın mutlak hâkimiyetini sessizce haykırırken; insana da kendi acziyetini ve o sonsuz şefkat karşısındaki duruşunu hatırlatan parlak bir hakikat aynası olmaya devam eder.
Kur’an-ı Kerim’de Güneş ve Ay; Allah’ın sonsuz kudretini, evrendeki kusursuz düzeni ve insanlara sunduğu nimetleri gösteren birer delil olarak sıkça zikredilir.
Öne çıkan bazı ayetlere birlikte bakalım:
Enbiyâ Suresi, 33. Ayet: “O, geceyi ve gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir."
Rahmân Suresi, 5. Ayet: “Güneş ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir."
Fussilet Suresi, 37. Ayet: "Gece ile gündüz, Güneş ile Ay O’nun varlığının delillerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin; eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin."
Yine diğer çok önemli bir husus şudur ki; Kur’an-ı Kerim’de ibadetlerin vakitleri, doğrudan Güneş'in gökyüzündeki konumuna göre tayin edilmiştir.
Namaz Vakitleri: Sabah namazı şafağın sökmesiyle, öğle namazı güneşin tepe noktasından batıya doğru meyil etmesiyle, ikindi güneşin gölgeleri uzatmasıyla, akşam güneşin batmasıyla ve yatsı da şafağın kaybolmasıyla başlar.
Oruç ve Hac: Günlerin, ayların ve yılların takibi güneş ve ayın hareketleriyle (kamerî ve şemsî takvimler) yapılır. Böylece Müslümanlar, günlük hayatlarını ve ibadetlerini kainattaki bu kozmik saatle senkronize ederler.
Evet, çok kıymetli okurlarım;
Gökyüzünün en parlak kandili olan Güneş, insanlığın kadim tarihlerinden bu yana hem fiziksel bir yaşam kaynağı hem de derin bir tefekkür kapısı olmuştur. Bir mümin güneşe baktığında sadece fiziksel bir ısı kaynağı görmez; arkasındaki yaratıcı olan Allah'ı fark eder. Sonsuz uzay boşluğunda, hiçbir direk olmaksızın, asılı duran bu devasa enerji kaynağının ahenkle dönmesi, insanı derin bir tefekküre sevk eder. Hz. İbrahim'in kâinatın yaratıcısını arayış sürecinde güneşi ve yıldızları gözlemleyip ardından onların batıp gitmesiyle "Ben batıp gidenleri sevmem" (En'âm Suresi 76.ayet) diyerek geçici olanlardan yüz çevirmesi, Güneş'in dahi bir yaratıcıya muhtaç bir mahluk olduğunu, ibadete lâyık olanın ise sadece onu var eden Yüce Allah olduğunu hatırlatır.
Allah bizleri sunduğu Güneş ikramından mahrum bırakmasın.
Gününüz güneşli olsun, güneşle kalın.