Merhaba değerli okurlarım,
Adana’dan Ankara’ya doğru yol alırken Bor tabelasını görünce “Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye” deyimini düşünürken, bir de ne görelim, bir kahverengi tabela. “Gümüşler Manastırı”. Bu nedir?
Biz ki lisede seçmesiz Sanat Tarihi okumuş bir nesiliz, ama herhalde burası ders kitabımızda yoktu diye düşündüm, zira hafızamda hiç izi yoktu. Halbuki, hani kafamız tutkal çanağı gibi olacaktı da, öğrendiklerimiz oraya yapışacaktı!
Altmışa yakın ilimizi gezmiş olmama rağmen Niğde’ye de ilk kez yolum düşmüştü.
Evet, şimdi Anadolu’nun kalbinde, Kapadokya bölgesinin güney ucunda yer alan Niğde’deydim. Bu tabela adeta “Bana gel” diyordu. Hemen direksiyonu o yöne kırdım ve Gümüşler Beldesi’nde yer alan Gümüşler Manastırı’na bir çırpıda ulaşmıştım.
Şaşkındım!
Nasıl olmuş da adeta burnumuzun dibinde olan böyle bir yeri bugüne kadar görmemiştim.
Üstelik bize Sanat Tarihi dersinde Ürdün'deki Petra’yı anlatmışlar. Kendi ülkemizin bu değerinden haberimiz dahi olmamış, şimdilerde ise bu herhalde seçmeli ders olmuş diye biliyorum.
Yazık Yazık diye düşünüyordum bir taraftan.
Ben manastır içinde gezerken şaşkınlığımı gizleyemediğimi gören bir ziyaretçi bana dönüp “Abi, burası Türkiye’nin Petra’sı,” dedi.
Ne kadar da doğru söyledi.
Gerçekten, burası binlerce yıllık tarihi birikimini barındıran, gördüğüm en görkemli ve kuşkusuz en gizemli manastır. Bizans döneminden günümüze ulaşan devasa bir kaya kompleksi.
Hem mimari yapısıyla hem de duvarlarını süsleyen eşsiz freskleriyle dünya kültürel mirasının öncelikli eserleri arasında kabul edilmekteymiş.
Büyüleyici tarihi, serin yeraltı odaları ve gizemli atmosferi ile Türkiye’nin Petra’sı Gümüşler Manastırı hakkında burasını görmeyenler için biraz bilgi vereyim:
Burası, Bizans döneminde çevresinde eski dönemlerden kalma gümüş yataklarının bulunmasından dolayı Osmanlı İmparatorluğu döneminde “Eski Gümüşler” kasabası adını almıştı.
8. ile 12. Yüzyıllar boyunca inşa edildiği tahmin edilen Gümüşler Manastırı, Bizans sanatının, geleneksel kaya oyma mimarisinin Anadolu’da günümüze kadar iyi korunarak gelmiş en güzel örneklerinden birisi.
Yekpare bir kaya bloğunun içine oyularak oluşturulan yapı; yaklaşık 14 metre yüksekliğinde kare planlı açık bir avlunun etrafında şekillenmiştir.
Manastır kompleksi yalnızca bir ibadet alanı değil, aynı zamanda kendi kendine yetebilen bir yaşam alanıdır:
Avlunun kuzeyinde yer alan üç apsisli ve kapalı Yunan haçı planlı kilise, yapının merkezini oluşturuyor.
Avluya açılan yemekhane, mutfak, keşiş odaları, erzak depoları ve şarap imalathaneleri gibi yaşam alanları var.
Manastırın alt katlarında, olası istilalar sırasında korunma amacıyla inşa edilmiş geniş bir yeraltı şehri, havalandırma bacaları ve tuzaklı geçitler bulunuyor.
Gülümseyen Meryem Freski Gümüşler Manastırı’nı dünyaca ünlü kılan en temel unsur, kilise duvarlarını kaplayan son derece canlı ve nitelikli fresklerdir. Dönemin usta ressamları tarafından yapıldığı anlaşılan bu tasvirler, Bizans duvar resim sanatının en üst düzey örnekleri arasında gösterilen eşsiz bir sanat mirasıdır.
Fresklerde öne çıkan en ikonik detay, "Gülümseyen Meryem" tasviridir. Hristiyan ikonografisinde Meryem Ana genellikle ciddi, hüzünlü veya vakur bir ifadeyle resmedilir. Ancak Gümüşler’deki panoda Kutsal Bebek İsa’yı kucağında taşıyan Meryem, izleyiciye hafifçe gülümser bir ifadeye sahiptir. Bu detay, dünya üzerinde Meryem Ana’nın gülümser halde resmedildiği nadir (ve bazı araştırmacılara göre tek) örneklerden biridir.
Ayrıca kilise duvarlarında şu sahneler detaylıca işlenmiş görünüyor:
İncil Sahneleri: İsa'nın doğumu, mabede sunuluşu, vaftiz edilmesi ve havarileriyle olan ilişkisi.
Portreler: Önemli din adamları, azizler, azizeler ve Cebrail ile Mikail meleklerinin tasvirleri.
Av ve Hayvan Figürleri: Bölgede nadir görülen ve Doğu etkileri taşıyan av sahneleri ile çeşitli hayvan tasvirleri.
 
Kıymetli okurlarım, Gümüşler Manastırı, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu döneminde Anadolu’daki keşiş yaşamının ne kadar geliştiğini kanıtlayan somut bir belgedir. Bölgenin İpek Yolu ve askeri geçit hatları üzerinde bulunması, manastırın uzun süre aktif bir dini merkez olarak kalmasını sağlamıştır.
1960’lı yıllarda başlayan restorasyon ve temizlik çalışmaları sayesinde fresklerin üzerindeki is ve tahribat tabakası temizlenmiş, orijinal canlı renkler yeniden ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde müze statüsünde ziyarete açık olan Gümüşler Manastırı, Kapadokya turizminin en nitelikli duraklarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Şimdi bu bilgileri görünce siz de ilk fırsatta gitmek istersiniz değil mi?

Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981