Dört mevsimin aynı anda yaşandığı, bir ucunda denizin mavisi, diğer ucunda dağların heybeti, ortasında bereketli ovaları olan eşsiz bir coğrafya. Her köşesinde farklı bir kültür, farklı bir lezzet, farklı bir hikâye saklı.

Sabah Karadeniz'in sisli yaylalarında uyanır, öğleden sonra Ege'nin zeytin kokan kıyılarında yürür, akşam Güneydoğu'nun misafirperver sofralarında kendinizi evinizde hissedersiniz. Dünyanın çok az ülkesine nasip olmuş bir zenginliktir bu.
Bu toprakların insanı da böyledir aslında. Zor zamanda kapısını açan, tanımadığı birine sofrasını paylaşan, bir bardak çayı bahane edip saatlerce sohbet edebilen güzel insanlar yaşar burada.

Ama...
Ne zaman konu ülkenin geleceğine, siyasetine, bürokrasisine ve toplumsal yapısına gelse, o güzel tabloya gölgeler düşmeye başlıyor.
Siyaset, insanları bir araya getirmesi gerekirken çoğu zaman birbirinden uzaklaştırıyor. Fikir ayrılıkları, düşmanlık gibi görülüyor. Aynı mahallede yaşayan insanlar bile farklı düşündüğü için birbirine mesafeli davranabiliyor.
Bürokraside işler bazen olması gerekenden daha zor ilerliyor. Vatandaşın devlete güven duyması gereken yerde, yorulduğu ve mücadele etmek zorunda kaldığı anlar yaşanıyor. Oysa güçlü devlet, vatandaşına zorluk çıkaran değil, onun işini kolaylaştırandır.
Toplum olarak da giderek daha tahammülsüz hâle geliyoruz. Trafikte, sokakta, sosyal medyada... Birbirimizi dinlemek yerine birbirimizi susturmaya çalışıyoruz. Oysa aynı gökyüzünün altında yaşayan, aynı bayrağın gölgesinde nefes alan insanlarız.
En çok da buna üzülüyorum.
Çünkü sorun bu ülkenin dağlarında, denizlerinde ya da bereketli topraklarında değil. Sorun, bazen birbirimize karşı gösterdiğimiz tavırda.
Oysa bu ülke, ayrışmayı değil dayanışmayı hak ediyor. Farklı düşüncelerin kavga sebebi değil, zenginlik olarak görüldüğü bir anlayışı hak ediyor. Liyakatin, adaletin ve şeffaflığın tartışılmadığı; insanların geleceğe umutla baktığı bir Türkiye'yi hak ediyor.
Ben hâlâ umutluyum.
Çünkü bu ülkenin gerçek gücü ne sadece ekonomisidir ne de siyaseti. Bu ülkenin gerçek gücü, gerektiğinde omuz omuza verebilen insanıdır. Tarih boyunca bunu defalarca gösterdik.
Ülkem güzel...
Coğrafyası güzel.
Kültürü güzel.
İnsanı güzel.
Dileğim; bir gün siyasetin dili de, bürokrasinin işleyişi de, toplumsal huzurumuz da bu güzelliklere yakışacak kadar güzel olsun.
İşte o zaman, "Güzel ülkem" derken sadece doğasını değil, geleceğini de aynı gururla anlatabileceğiz.
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981