Merhaba çok değerli okuyucularım,
Bugün sizlerle çok bildik ve çok konuşulan bir konuda etkileşeceğiz. Çünkü konumuz “yaşlılık” veya yaşlı olup olmama durumu hakkında. Hemen bu sözü görünce “gençlik” geldi aklınıza onu biliyorum.
Hepimizi nasıl da yakından ilgilendiriyor değil mi? Hepimiz her yaşadığımız gün sonrası ömür sermayemizden bir gün daha tüketiyoruz ve yaşımız durmadan ilerliyor. Hiç durmadan yaşam akıp gidiyor. Yaş almış insanlara sorsanız, gençlik dönemi çok çabuk geçiyor, yaşlanma, yaşlılık dönemi hızla geliyor, gençliğin kıymetini bilin diyecektir.
O halde bu konuya bir bakalım. Ne zaman genç ne zaman yaşlı sayılıyoruz?
Yaşlılık dönemleri insan yaşamının hangi dönemleri?
İster uzmanların ister Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün yaptığı sınıflamalara bakalım, bir bakışta 60 diğerinde 65’e gelince yaşlılık dönemi başlıyor.
Uzmanlar; Yaşlıları, genç yaşlılar (65-74 yaş), orta yaşlılar (75-84) ve ileri derecede yaşlılar (85 yaş ve üzeri) olmak üzere değerlendirirken; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)' de; 60-74 yaş arası yaşlı, 75-89 yaş arasını ileri yaşlı, 90 ve üstünü ise ihtiyar diye sınıflıyor.
Biyolojik yaşlanma böyle bir gelişimi zorunlu kılmakla birlikte, bu değerlendirmelerin kesin ve değişmez olduğu söylenemez.
Çünkü asıl yaşlanma rakamsal kategorik sınıflama da değil!
Peki nerede?
Yaşlılık aslında nasıl tanımlanabilir? İnsan ne zaman yaşlıdır?
Şöyle değerlendirmek mümkün:
•Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa yaşlıdır. Diğer ifadeyle, yeni şeyler öğrenmiyorsa, artık şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa yaşlıdır.
•Merak etmiyorsa, keşfetmiyorsa yaşlıdır.
•Geçmişte, geçmiş anılarında yaşıyorsa yaşlıdır, sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır.
•İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
•Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
•Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
•İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Yaşlanma kaçınılmaz bir inişe geçiş midir, yoksa beklenmedik avantajları da var mıdır?
Arada bir endişelendiğiniz oluyor mu hayatınızın en güzel dönemi geçip gidiyor diye?
Bazıları hayat 40’ında başlar diyor, bazıları ise orta yaşın 50’li yaşlarda başladığına inanıyor. Peki, doğrusu nedir? En iyi yaş hangisidir?
En güzel yaşlar hangisi?
Çocukluk mu, gençlik mi? Orta yaşlılık mı?
Ne zaman yaşlanırız?
Sorular sorular…
Şimdilerde “yaşlanma” değil “yaş almak” diyoruz.
Ürettiğimiz sürece “yaşlanmak yok” aslında.
İşte bazı örnekler:
Kristof Kolomb Amerika’yı keşfe çıktığı yolculuğunda 50’li yaşlarını sürüyordu.
Pasteur kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan Süleymaniye Cami’sini bitirdiğinde 68 yaşında, Selimiye camisini tamamladığında ise 86 yaşında olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı...
Charlie Chaplin,76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.
Goethe, en büyük eseri Faust’u ölümünden kısa bir süre önce, yani 82 yaşında bitirmişti...
Gençlik hayatın belli bir dönemi ile ilgili değildir. Ürettiğiniz, beyninizi yorduğunuz ve çalıştığınız sürece gençsiniz.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesi, hedeflerinin olmamasıdır. Yaşanan yıllar cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların, ideallerin teslim edilmesi adeta ruhu buruşturur.
•İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki hedeflerine götüren yolu yürümedikçe yaşlanırlar.
•Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Tabiri caiz ise yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ancak görüş alanınız genişler.
Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan GENÇ sayılır.
Haydi! Yapacak çok şey var, beyninizi çalıştırın, çalışın, üretin.