banner1328
DİYARBAKIR'DA BELGESEL TADINDA DEVRİ ALEM

10 Haziran 2026 Çarşamba 14:00




DİYARBAKIR’DA 38 YILLIK GAZETECİLİK VE BELGESELCİLİK HATIRALARIMI BİR KEZ DAHA YAŞADIM

Diyarbakır’ın yarım asırlık gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda çok önemli bir yeri var. Diyarbakır’a ilk kez 1990 yılında gitmiştim.

Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Anadolu Basını Güneydoğu Anadolu GAP Projesi araştırma dalında birincilik ödülü kazanmıştım. Ödülü dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Özal'ın elinden almıştım. Merhum Özal’ın talimatıyla Anadolu gazetecilerine GAP projesinin bulunduğu Şanlıurfa ve Diyarbakır bölgeleri gezdirilmişti. Daha sonra Diyarbakır bölgesine birçok kez gittim.

2005 yılında Diyarbakır belgeseli çekmiştim.

 

DİYARBAKIR DA 2005 YILINDA ÇEKTİĞİMİZ BELGESEL

2005 yılında değerli arkadaşım, o dönem Elazığ Fırat Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olan, bugün İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Hüseyin Emin Sert’in rehberliğinde çektiğim Diyarbakır Belgeselimizi sizlerle paylaşıyorum.
https://youtu.be/img2IS2kyK0


Şimdi bir kez daha Diyarbakır’a gidiyorum. Uluslararası Basın Konfederasyonu’nun 5-7 Haziran 2026 tarihinde düzenlediği toplantıya katılacağız. Evliya Çelebi’nin izinde Diyarbakır Kültür, Tarih ve Vakıflar Medeniyeti belgeseli çekeceğiz.

Diyarbakır’da İlim Kültür Tarih Araştırmaları Merkezi ( www.iktav.com) olarak araştırmalar yapıyor, her gün birçok televizyon kanalında yayınlanan Devri Alem Belgesel TV programı ( www.devrialem.tv ) olarak değerli gazeteci arkadaşım Atakan Aydın ve Mehmet Dalgıç beyin rehberliğinde belgesel çekimlerimize devam ediyoruz.


UÇAKTAN CANLI YAYIN

An itibarıyla AJet uçağından Diyarbakır yolundan belgesel tadında canlı yayın yaparak belgesel çekimlerine başladık.

https://www.facebook.com/share/v/1cYz2Cpv83/?mibextid=wwXIfr

GEBZE’DEN DİYARBAKIR’A HAVADAN BELGESEL TADINDA DEVRİ ALEM
https://www.facebook.com/share/v/18nX4FjdCe/?mibextid=wwXIfr

https://www.facebook.com/share/v/1D1ZFasC4b/?mibextid=wwXIfr

https://www.facebook.com/share/r/1EJ3WA4NoA/?mibextid=wwXIfr

GEBZE’NİN 5 HAZİRAN .2026 TARİHİNDE HAVADAN BELGESEL GÖRÜNTÜSÜ
https://www.facebook.com/share/v/19s1hDJ5Tf/?mibextid=wwXIfr

Diyarbakır yolunda, Evliya Çelebi’nin izinde yeni bir belgesel yolculuğuna başlıyoruz.
Yarım asırlık gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda Diyarbakır’ın yeri her zaman özel olmuştur.
İlk kez 1990 yılında adım attığım bu kadim şehirde, bugün Uluslararası Basın Konfederasyonu toplantısı vesilesiyle yeniden bulunmaktan ve şehrin tarihini, vakıf medeniyetini yeniden kayıt altına almaktan büyük onur duyuyorum.


Evliya Çelebi, 17. Yüzyılda Seyahatname’de Diyarbakır’ı surları, hanları, camileri ve ticaretin kalbi olan çarşılarıyla doğunun en önemli merkezlerinden biri olarak tanımlar. Aradan geçen dört asra rağmen Diyarbakır bu kadim karakterini korumaya devam ediyor.

Kara bazalt taşlarının yükseldiği surlardan Ulu Cami’nin manevi atmosferine, Hasan Paşa Hanı’nın ticaret geleneğinden Dicle’nin bereketine kadar, bu şehir adeta yaşayan bir tarih sahnesi.


AJet ile gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzda, an itibarıyla belgesel tadında canlı yayındayız. Diyarbakır’ın surlarında, sokaklarında ve vakıf medeniyetinin izlerinde yapacağımız bu zaman yolculuğuna hepinizi bekliyoruz.



DİYARBAKIR YOLUNDA EVLİYA ÇELEBİ’NİN İZİNDE BELGESEL TADINDA CANLI YAYIN

 

Uluslararası Basın Konfederasyonu'nun 5-7 Haziran 2026 tarihinde düzenlediği toplantıya katılacak Evliya Çelebi’nin izinde Diyarbakır Kültür Tarih ve Vakıflar Medeniyeti belgeseli çekeceğiz.

An itibari ile AJet uçağından Diyarbakır yolundan belgesel tadında canlı yayındayız
https://www.facebook.com/share/v/1cYz2Cpv83/?mibextid=wwXIfr



EVLİYA ÇELEBİ’NİN İZİNDE BELGESEL TADINDA DİYARBAKIR’DA DEVRİ ALEM

Evliya Çelebi’nin İzinde Diyarbakır: Surların Gölgesinde Bir Zaman Yolculuğu
Osmanlı’nın büyük seyyahı Evliya Çelebi, 17. Yüzyılda çıktığı uzun yolculuklarında uğradığı şehirleri yalnızca tasvir etmekle kalmamış, onların ruhunu da satırlarına işlemiştir. Onun gözünden bakıldığında, Diyarbakır sadece bir şehir değil; medeniyetlerin buluştuğu, ticaretin canlandığı, farklı inanç ve kültürlerin bir arada yaşadığı büyük bir uygarlık merkezidir.

Evliya Çelebi, 1655 yılı civarında ziyaret ettiği Diyarbakır’ı Seyahatname’sinde ayrıntılı biçimde anlatır. Ona göre şehir, doğunun en önemli merkezlerinden biridir. Yüksek surları, görkemli kapıları, hanları, çarşıları ve camileriyle Diyarbakır, Osmanlı’nın doğuya açılan kapısı niteliğindedir.


Kara Bazaltın Şehri

Diyarbakır’a yaklaşan her yolcunun ilk dikkatini çeken unsur, şehri çevreleyen muazzam surlardır. Günümüzde Diyarbakır Surları olarak bilinen ve dünyanın en uzun ve en sağlam savunma yapıları arasında gösterilen bu surlar, Evliya Çelebi’nin de hayranlıkla anlattığı eserlerin başında gelir. Seyyah, surların yüksekliğini, burçların ihtişamını ve şehrin güvenliğini sağlayan yapısını uzun uzun tasvir eder.
Surların kara bazalt taşlardan inşa edilmiş olması, Diyarbakır’a kendine özgü bir silüet kazandırmıştır. Gün ışığında siyaha çalan taşlar, gün batımında kızıl bir renge bürünerek adeta tarihin sessiz tanıkları gibi yükselir.


İnançların ve Kültürlerin Buluşma Noktası

Evliya Çelebi’nin anlatımlarında Diyarbakır, yalnızca askerî ve ticari bir merkez değildir. Aynı zamanda farklı dinlerin, mezheplerin ve etnik toplulukların birlikte yaşadığı bir kültür şehridir. Müslümanlar, Ermeniler, Süryaniler, Yezidiler ve diğer topluluklar yüzyıllar boyunca bu kadim şehirde ortak bir yaşam kurmuşlardır.

Bugün de Diyarbakır’ın tarihî mahallelerinde dolaşan bir ziyaretçi, bu çok kültürlü geçmişin izlerini görebilir

Camiler, medreseler, tarihi kiliseler ve hanlar aynı tarihî dokunun parçaları olarak ayakta durmaktadır.


Ulu Cami’nin Manevi Atmosferi

Evliya Çelebi’nin en çok etkilendiği yapılardan biri de Diyarbakır Ulu Camii olmuştur. Anadolu’nun en eski camilerinden biri kabul edilen bu yapıda ibadet edenlerin derin bir huzur hissettiğini anlatır. Seyyahın ifadelerinde Ulu Camii, sadece bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda şehrin manevi merkezi olarak da öne çıkar.

Bugün de avlusuna adım atan ziyaretçiler, yüzyılların biriktirdiği manevi atmosferi hissedebilmektedir.

DİYARBAKIR ULU CAMİİ’DEN BELGESEL TADINDA CANLI YAYINDAYIZ.

https://www.facebook.com/share/v/1JYrYpExs7/?mibextid=wwXIfr


Çarşılar, Zanaatkârlar ve Ticaret

Evliya Çelebi’nin Diyarbakır’ında hayat, çarşılarda akmaktadır. Kuyumcular, demirciler, dericiler, palancılar ve puşiciler şehrin ekonomik canlılığını oluşturmaktadır. Seyyah, Diyarbakır’ın yalnızca bölgesel değil, uluslararası ticaret yolları üzerinde de önemli bir merkez olduğunu belirtir.

Bugün tarihi çarşılarda dolaşırken hâlâ bakırcıların çekiç seslerini duymak, Evliya Çelebi’nin anlattığı şehir hayatının izlerini görmek mümkündür.

Dicle’nin Bereketi

Şehrin hayat damarı olan Dicle Nehri, Evliya Çelebi döneminde de bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biriydi. Verimli toprakları besleyen nehir sayesinde Diyarbakır, tarım ve hayvancılık açısından güçlü bir ekonomiye sahipti. Seyyah, bölgenin bereketini ve ürün çeşitliliğini özellikle vurgular.


Evliya Çelebi’nin Gözünden Günümüze Diyarbakır

Aradan yaklaşık dört asır geçmiş olmasına rağmen Diyarbakır, Evliya Çelebi’nin anlattığı temel karakterini korumayı başarmıştır. Surları hâlâ ayaktadır. Çarşıları yaşamaktadır. İnanç merkezleri ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Dicle hâlâ şehre hayat vermektedir.
Evliya Çelebi’nin satırlarında karşımıza çıkan Diyarbakır, sadece geçmişin bir hatırası değil; bugün de yaşayan, nefes alan ve tarihini koruyan büyük bir medeniyet şehridir. Onun izinde yapılan her yolculuk, taşların, surların ve sokakların anlattığı yüzyıllık hikâyeleri yeniden keşfetmek anlamına gelir.

Diyarbakır’a bakan herkes bir şehir görür; ancak Evliya Çelebi’nin gözünden bakabilenler binlerce yıllık bir medeniyetin yaşayan hafızasını görürler.




Evliya Çelebi’nin Gözünden Diyarbakır’da Vakıf Medeniyeti


Diyarbakır: Bir Vakıf Şehri

Diyarbakır, tarih boyunca yalnızca bir kale şehri değil, aynı zamanda Anadolu’nun en güçlü vakıf merkezlerinden biri olmuştur. Camileri, medreseleri, hanları, hamamları, çeşmeleri, köprüleri ve imaretleriyle şehir, vakıf anlayışının en güzel örneklerini günümüze taşıyan önemli kültür merkezlerinden biridir.

17. Yüzyılda Diyarbakır’a gelen büyük Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde şehrin vakıf eserlerine geniş yer ayırmış, bunların mimari özelliklerini, gelir kaynaklarını ve toplumsal fonksiyonlarını ayrıntılarıyla anlatmıştır. Onun satırlarında Diyarbakır, ilim, ticaret ve hayır faaliyetlerinin vakıflar aracılığıyla yaşatıldığı büyük bir medeniyet merkezi olarak karşımıza çıkar.

Ulu Cami ve Vakıf Gelirleri

Evliya Çelebi’nin en fazla övgüyle söz ettiği eserlerin başında Diyarbakır Ulu Camii gelir. Seyyah, burayı İslam dünyasının en önemli mabetlerinden biri olarak tanımlar ve Şam Emevi Camii ile kıyaslar. Ulu Cami sadece ibadet edilen bir mekân değil, aynı zamanda vakıf gelirleriyle ayakta duran büyük bir eğitim ve sosyal hizmet merkeziydi.

Evliya Çelebi, cami bünyesinde faaliyet gösteren medreselerin özellikle güçlü vakıflar tarafından desteklendiğini belirtir. Bunların arasında Mesudiye Medresesi’nin vakıf gelirlerinin oldukça güçlü olduğunu, burada fıkıh, tefsir, kelam ve tasavvuf eğitimi verildiğini anlatır. Ayrıca camilerde Kur’an eğitimi veren dârülkurraların bulunduğunu da kaydeder.

 İ

Artukluların Vakıf Mirası

Diyarbakır’daki birçok vakıf eserinin temelleri Artuklu döneminde atılmıştır. Özellikle Ulu Cami’nin çeşitli bölümleri, Mesudiye Medresesi ve Zinciriye Medresesi gibi yapılar Artuklu hükümdarları tarafından yaptırılmıştır.

Artuklu beyleri, şehirde yalnızca askerî ve siyasî bir güç oluşturmakla kalmamış; eğitim, ibadet ve sosyal yardım kurumlarını da vakıflar aracılığıyla desteklemiştir. Bu nedenle Diyarbakır’daki vakıf geleneğinin en önemli kurucuları arasında Artuklular yer alır.

Osmanlı Döneminde Vakıf Eserleri

1515 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren Diyarbakır’da vakıf faaliyetleri daha da genişlemiştir. Osmanlı valileri ve devlet adamları tarafından çok sayıda cami, han, hamam ve medrese yaptırılmıştır.

Evliya Çelebi’nin dikkat çektiği yapılardan biri Hasan Paşa Hanı’dır. Osmanlı vezirlerinden Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından 16. Yüzyılda yaptırılan bu han, vakıf sistemiyle işletilmiş ve ticaret hayatının merkezi hâline gelmiştir. Hanın gelirleri çeşitli hayır hizmetlerine aktarılmıştır.

Seyyah ayrıca şehirde çok sayıda han, çarşı ve dükkân bulunduğunu, bunların önemli bir bölümünün vakıflara gelir sağladığını ifade eder. Vakıflar sayesinde camilerin bakımı yapılıyordu, medreselerde öğrenciler okutuluyordu ve ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılıyordu.

 


Hz. Süleyman Camii ve Manevi Vakıf Geleneği

Diyarbakır’ın en önemli vakıf eserlerinden biri de Hz. Süleyman Camii ve çevresindeki külliyedir. İç Kale bölgesinde bulunan bu yapı fetih hatıralarını yaşatan önemli bir vakıf merkezi olarak yüzyıllar boyunca hizmet vermiştir.

Buradaki vakıflar sadece yapıları korumakla kalmamış, ziyaretçilerin ağırlanmasını, ibadet hizmetlerinin sürdürülmesini ve dini eğitim faaliyetlerinin devamını da sağlamıştır.

Vakıf Medeniyetinin Toplumsal Gücü

Evliya Çelebi’nin Diyarbakır tasvirlerinde dikkat çeken en önemli hususlardan biri vakıfların şehir hayatının merkezinde bulunmasıdır. Eğitim kurumları, ibadethaneler, ticaret merkezleri ve sosyal yardım kuruluşları aynı vakıf sistemi içerisinde faaliyet göstermektedir.
Bugün “sosyal devlet” olarak ifade edilen birçok hizmet, o dönemde vakıflar aracılığıyla yerine getiriliyordu. Öğrencilerin eğitimi, yolcuların konaklaması, yoksulların ihtiyaçlarının karşılanması ve kültürel hayatın sürdürülmesi vakıf gelirleri sayesinde mümkün oluyordu.


Sonuç
Evliya Çelebi’nin satırlarında Diyarbakır, yalnızca surlarıyla değil, vakıf medeniyetinin oluşturduğu sosyal yapısıyla da öne çıkan bir şehirdir. Artuklu beylerinden Osmanlı valilerine kadar birçok hayır sahibi devlet adamı, camiler, medreseler, hanlar ve imaretler inşa ederek şehrin kültürel kimliğini şekillendirmiştir.

Aradan geçen yaklaşık dört yüz yıla rağmen Diyarbakır’ın vakıf eserleri hâlâ ayaktadır. Bu eserler, sadece taş ve duvardan ibaret yapılar değil; ilmin, dayanışmanın, paylaşmanın ve medeniyet anlayışının yaşayan belgeleridir.

Evliya Çelebi’nin anlattığı Diyarbakır, bugün de vakıf medeniyetinin en önemli açık hava müzelerinden biri olma özelliğini sürdürmektedir. (Kaynak Bilgi Notu: Bu yazının hazırlanmasında yapay zekâ programlarından yararlanılmıştır.)

 

DİYARBAKIR ON GÖZLÜ KÖPRÜ ÜZERİNDEN DİCLE IRMAĞI’NDAN BELGESEL TADINDA CANLI YAYIN

Evliya Çelebinin izinde Diyarbakır’da İlim Kültür Tarih Araştırmaları Merkezi ( www.iktav.com) olarak araştırmalar yapıyor her gün birçok televizyon kanalında yayınlanan Devri Alem Belgesel TV Programı ( www.devrialem.tv ) olarak değerli gazeteci arkadaşım Atakan Aydın ve Mehmet Dalgıç beyin rehberliğinde belgesel çekimlerimiz devam ediyoruz

An itibarıyla (6 Haziran 2026) Diyarbakır’ın bin yıllık vakıf medeniyeti On Gözlü Köprü’den canlı yayınla sizleri de belgesel tadında Diyarbakır’a götürüyoruz.

https://www.facebook.com/share/v/1CpZ3Kh3Pb/?mibextid=wwXIfr

EVLİYA ÇELEBİNİN İZİNDE DİCLE IRMAĞI VE ON GÖZLÜ VAKIF KÖPRÜSÜ

Diyarbakır'da Dicle ırmağı kenarında değişik kaynaklardan derleyerek Dicle ırmağı ve on gözlü tarihi köprü ile ilgili hazırladığımız bilgi notu.


Dicle'nin Sessiz Tanığı: Diyarbakır ve On Gözlü Köprü

Anadolu'nun en eski medeniyetlerine beşiklik eden Diyarbakır, yalnızca surlarıyla değil, hayat veren Dicle Nehri ile de tarih boyunca önemli bir merkez olmuştur. Mezopotamya'nın can damarı kabul edilen Dicle, binlerce yıldır nice kavimlerin, devletlerin ve medeniyetlerin yaşam kaynağı olmuş; kıyılarında şehirler kurulmuş, ticaret yolları gelişmiş ve kültürler yeşermiştir. Bu kadim nehir üzerinde yükselen On Gözlü Köprü ise Diyarbakır'ın hafızasını günümüze taşıyan en önemli tarihî eserlerden biridir.

Diyarbakır surlarının güneyinde, Kırklar Dağı'nın eteklerinde bulunan On Gözlü Köprü, halk arasında Dicle Köprüsü, Silvan Köprüsü ve Mervani Köprüsü isimleriyle de bilinmektedir. Köprü, Dicle Nehri'nin en uygun geçiş noktalarından birinde yer almakta olup yüzyıllar boyunca Diyarbakır'ı doğuya ve güneye bağlayan önemli ulaşım güzergâhlarından biri olmuştur.


Köprünün günümüzde görülen bölümlerinin üzerindeki kitabeden, Mervani Devleti döneminde 1065 yılında mimar Yusuf bin Ubeyd tarafından inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bazı tarihçiler köprünün temellerinin çok daha eski dönemlere uzandığını, Roma ve Bizans çağlarında mevcut olan bir yapının Mervaniler tarafından yeniden inşa edilip onarıldığını belirtmektedirler.


Tamamı Diyarbakır'ın karakteristik siyah bazalt taşından yapılan köprü yaklaşık 178 metre uzunluğunda olup on kemerden oluşmaktadır. Halk arasında "On Gözlü" olarak anılmasının sebebi de bu on kemerdir. Güçlü akıntılara karşı inşa edilen ayakları ve dalga kıranları sayesinde asırlardır Dicle'nin sularına meydan okumaktadır.

Dicle Nehri yalnızca bir su kaynağı değil, aynı zamanda Diyarbakır kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Nehir boyunca uzanan verimli Hevsel Bahçeleri, binlerce yıldır şehrin gıda ihtiyacını karşılamış; Diyarbakır'ın doğal ve kültürel peyzajının temel unsuru olmuştur. Dicle'nin bereketi sayesinde gelişen bu yaşam alanları günümüzde UNESCO Dünya Mirası kapsamında korunmaktadır.


On Gözlü Köprü, yalnızca taş ve harçtan oluşan bir yapı değildir. O, Diyarbakır'ın sosyal hayatının da merkezlerinden biri olmuştur. Kervanlar, tüccarlar, seyyahlar ve yolcular yüzyıllar boyunca bu köprüden geçerek Mezopotamya'nın farklı şehirlerine ulaşmışlardır. Köprü, ticaret yollarının güvenliğini sağlamış ve bölgenin ekonomik gelişimine katkıda bulunmuştur.


Ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de Diyarbakır seyahatlerinde bölgedeki köprülerden söz etmiş, Dicle üzerindeki tarihî geçitlerin önemini vurgulamıştır. Seyahatname'de Diyarbakır'ın köprüleri, nehirleri ve vakıf eserleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş; bu eserlerin bölgenin zenginliğini gösterdiğini ifade etmiştir.


Bugün On Gözlü Köprü, Diyarbakır'ın en çok ziyaret edilen tarihî mekânlarından biridir. Özellikle gün batımında Dicle Nehri'nin sularına yansıyan köprü silueti, ziyaretçilere adeta açık hava müzesi atmosferi sunmaktadır. Köprü üzerinden bakıldığında, bir tarafta kadim Diyarbakır surları, diğer tarafta Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi bütün ihtişamıyla görülebilmektedir.


Dicle Nehri ve On Gözlü Köprü, Diyarbakır'ın geçmişi ile geleceği arasında kurulan sağlam bir bağdır. Bin yılı aşkın süredir ayakta duran bu tarihî eser, yalnızca bir ulaşım yapısı değil; medeniyetlerin, kültürlerin ve insan hikâyelerinin buluştuğu bir hafıza mekânıdır. Dicle'nin durmadan akan suları nasıl zamanı temsil ediyorsa, On Gözlü Köprü de zamana direnen bir medeniyet abidesi olarak Diyarbakır'ın kalbinde yaşamaya devam etmektedir.

 

Mezopotamya’nın Can Damarı: Dicle Nehri’nin Tarihi Yolculuğu

Dicle Nehri, insanlık tarihinin en önemli akarsularından biridir. Binlerce yıldır Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan topraklara hayat veren bu kadim nehir, yalnızca bir su kaynağı değil, aynı zamanda medeniyetlerin doğuşuna tanıklık eden tarihî bir mirastır. Fırat Nehri ile birlikte Mezopotamya’nın bereketini oluşturan Dicle, dünyanın en eski yerleşim merkezlerinin gelişmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Dicle Nehri’nin kaynağı Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Elazığ’ın Sivrice ilçesi yakınlarında bulunan Hazar Gölü ve çevresindeki kaynak sularıdır. Bazı coğrafyacılar nehrin asıl kaynağını Hazarbaba Dağı’nın güney yamaçlarındaki kaynaklar olarak göstermektedir. Bu kaynaklardan doğan sular birleşerek Dicle’nin ilk yatağını oluşturur. Türkiye sınırları içerisindeki yolculuğuna başlayan nehir, tarih boyunca sayısız medeniyetin izlerini taşıyarak güneye doğru akar.


Dicle Nehri’nin toplam uzunluğu yaklaşık 1.900 kilometredir. Bunun yaklaşık 523 kilometrelik bölümü Türkiye sınırları içerisinde yer alır. Türkiye’den çıktıktan sonra Irak topraklarına giren nehir, burada yüzlerce kilometre boyunca akışını sürdürür ve sonunda Fırat Nehri ile birleşerek Şattülarap’ı meydana getirir. Daha sonra Basra Körfezi’ne dökülerek yolculuğunu tamamlar.


Türkiye’de Elazığ’dan sonra Diyarbakır havzasına ulaşan Dicle, özellikle Eğil, Diyarbakır, Bismil ve Hasankeyf çevresinde bölgenin hayat kaynağı hâline gelir. Batman Çayı, Garzan Çayı ve birçok yan kol nehre katılarak su miktarını artırır. Şırnak’ın Cizre ilçesi yakınlarından Türkiye’yi terk eden Dicle, Irak’ta Musul, Tikrit, Samarra ve Bağdat gibi tarihî şehirlerin yanından geçer.



Dicle Nehri’nin tarih sahnesindeki önemi eşsizdir. İnsanlık tarihinin ilk büyük uygarlıkları olan Sümerler, Akadlar, Babiller ve Asurlular bu nehrin suladığı topraklarda gelişmiştir. “İki nehir arası” anlamına gelen Mezopotamya adı da Dicle ve Fırat nehirlerinden kaynaklanmaktadır. Tarımın gelişmesi, şehirlerin kurulması, ticaret yollarının oluşması ve yazının icadı gibi insanlık tarihinin dönüm noktaları bu coğrafyada yaşanmıştır.


Dicle Nehri, Anadolu’daki tarihî şehirler için de büyük önem taşımaktadır. Diyarbakır’ın ünlü Hevsel Bahçeleri asırlardır Dicle’nin suları ile beslenmektedir. Yine Diyarbakır’ın sembollerinden olan On Gözlü Köprü, yüzyıllardır Dicle üzerinde yükselerek bölgenin tarihî hafızasını günümüze taşımaktadır. Hasankeyf, Eğil ve Cizre gibi kadim yerleşimler de varlıklarını büyük ölçüde Dicle’ye borçludur.



Osmanlı döneminde Dicle Nehri önemli bir ulaşım yolu olarak kullanılmıştır. Özellikle “kelek” adı verilen sal benzeri taşıtlarla insanlar ve yükler nehir boyunca taşınmıştır. Bu gelenek yüzyıllar boyunca sürmüş ve bölge ekonomisine önemli katkılar sağlamıştır.

Günümüzde Dicle Nehri, yalnızca tarihî değil, ekonomik açıdan da büyük önem taşımaktadır. Üzerinde kurulan barajlar sayesinde enerji üretimi yapılmakta, milyonlarca dönüm tarım arazisi sulanmakta ve bölge şehirlerinin içme suyu ihtiyacı karşılanmaktadır. Ancak iklim değişikliği, kuraklık ve çevresel sorunlar nehrin geleceği açısından önemli riskler oluşturmaktadır.

Dicle Nehri, binlerce yıldır durmaksızın akan sularıyla yalnızca Anadolu’nun değil, insanlık tarihinin de canlı tanıklarından biridir. Kaynağını Anadolu’nun dağlarından alan bu kadim nehir, Mezopotamya’nın bereketli ovalarına hayat taşımış, medeniyetleri büyütmüş ve bugün de milyonlarca insanın yaşamına can vermeye devam etmektedir. Dicle’nin sularında yalnızca su değil, tarih, kültür ve medeniyet de akmaktadır.

 

 

DİYARBAKIR DA 38 YILLIK GAZETECİLİK VE BELGESELCİLİK ANILARIM



BELEDİYE ÖNÜNDEN DİYARBAKIR'DA 38 YILLIK GAZETECİLİK VE BELGESELCİLİK HATIRALARIMI CANLI HABERDE ANLATTIM.


https://www.facebook.com/share/p/18rDQET7UJ/?mibextid=wwXIfr

Şimdi bir kez daha Diyarbakır’dayım. İlk kez 1990 yılında Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölgesi tanıtım zirvesine katılmak için Diyarbakır’a gelmiştim.

5-7 Haziran 2026 tarihinde Medya Etik ve Meslek Birliği Çalıştayı için Diyarbakır’a geldim. Uluslararası Basın Konfederasyonu olarak Diyarbakır Belediyesi’ne yaptığımız ziyarette geçmiş anılar gözümün önüne geldi.


Belediye binası önünden yarım asırlık gazetecilik hayatımda önemli yeri olan Diyarbakır’la ilgili 38 yıllık gazetecilik ve belgeselcilik hatıralarımı canlı haberde anlattım ve duygulu anlar yaşadım.

https://www.facebook.com/share/v/1BcGTocHLX/?mibextid=wwXIfr

-Uluslararası Basın Konfederasyonu heyeti çalıştay sonrası Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanları ile bir araya geldi.

-Görüşmede barış sürecinde medyanın rolü ve Medya Meslek Yasası için atılacak adımlar değerlendirildi.

https://www.facebook.com/share/v/17VaD2SXAP/?mibextid=wwXIfr

Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) Genel Başkanı Şakir Gürel ve beraberindeki federasyon başkanları, Diyarbakır'da düzenlenen bölgesel medya çalıştayının ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun ile bir araya geldi.



BARIŞ SÜRECİNDE MEDYANIN SORUMLULUKLARI MASADA

Görüşmenin ana gündem maddelerini basın özgürlüğü, barış ve demokratik toplum süreci oluşturdu. Eş başkanlar Serra Bucak ve Doğan Hatun'un ev sahipliği yaptığı toplantıda, medyanın toplumsal barışın inşasında üstlenmesi gereken görev ve sorumluluklar detaylı bir şekilde değerlendirildi. Kabulde eş başkanlara, DBB Meclisi Eş sözcüleri Demet Ceylan ve Ayhan Karatekin de eşlik etti.

"MEDYA MESLEK BİRLİĞİ MUTLAKA KURULMALI"

Toplantıda heyet üyeleri, eş başkanların çalışmalarını yakından takip ettiklerini belirterek görevlerinde başarılar diledi. Ziyaret sırasında UBK Genel Başkanı Şakir Gürel, konfederasyon çatısı altında yürüttükleri faaliyetleri anlattı. Sektörel düzenlemelerin önemine değinen Gürel, Medya Meslek Yasası'nın bir an önce çıkarılmasının ve sektördeki sorunların çözümü için Medya Meslek Birliği'nin kurulmasının gerekliliğini anlattı.

Bölgedeki medya faaliyetlerinin güçlendirilmesi adına atılan somut adımları da paylaşan Gürel, Demokrasi ve Sivil Toplum Haber Ajansı'nın Diyarbakır temsilcilik ofisinin açıldığını duyurdu. Yeni temsilciliğin halkın sesi olacağını vurgulayan Gürel, habercilikte bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerinden taviz verilmeyeceğine dikkat çekti.

EŞBAŞKANLARDAN AÇIK DAVET: "BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE"

Gazeteci heyetinin sorularını yanıtlayan eş başkanlar Bucak ve Hatun, Türkiye'nin dört bir yanından gelen basın mensuplarını ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Demokratik açılım sürecinin başarıya ulaşmasında toplumun farklı kesimlerinin sesini duyurmasının hayati bir önem taşıdığını belirten eş başkanlar, tüm ziyaretçilere "Başım gözüm üstüne" diyerek Diyarbakır'a yönelik açık davetlerini yinelediler.

 

 

DİYARBAKIR DA İSLAM MEDENİYETİ TARİHİ VE KAFKAS DOĞU CEPHESİNDE DİYARBAKIRIN YERİ VE ÖNEMİ


https://www.facebook.com/share/v/1BPCWYVvY7/?mibextid=wwXIfr

https://www.facebook.com/share/p/18dwrFuqK3/?mibextid=wwXIfr

Evliya Çelebi’nin izinde Diyarbakır’da İlim Kültür Tarih Araştırmaları Merkezi (
www.iktav.com) olarak araştırmalar yapıyor her gün bir çok televizyon kanalında yayınlanan Devri Alem Belgesel TV Programı ( www.devrialem.tv ) olarak Diyarbakırlı değerli insan Sn. Av İhsan Aytekin’in rehberliğinde belgesel çekimlerimize devam ediyoruz.
An itibarıyla ( 7 Haziran 2026) Diyarbakır merkezdeki iç kaleden canlı yayınla sizleri de belgesel tadında Diyarbakır'a götürüyoruz.


https://www.facebook.com/share/v/18qqoSwrcZ/?mibextid=wwXIfr



BİRİNCİ DÜNYA HARBİ KAFKAS (DOĞU-ŞARK) CEPHESİNDE DİYARBAKIR BÖLGESİNİN ÖNEMİ BELGESEL TADINDA CANLI YAYINDA


Birinci Dünya Savaşı’nın en kritik sahalarından biri olan Kafkas (Doğu) Cephesi’nde Diyarbakır, yalnızca bir şehir değil, adeta Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’daki son büyük dayanak noktasıydı. Rus ordularının Erzurum, Van, Bitlis ve Muş yönünde ilerlediği yıllarda Diyarbakır, cephe gerisinin en önemli askerî merkezi, ikmal üssü ve komuta karargâhı olarak görev yaptı.


Kafkas Cephesi’nde Diyarbakır’ın Stratejik Önemi

1915-1916 yıllarında Rus ordusu Doğu Anadolu’da önemli başarılar elde etmiş, Van, Erzurum, Muş ve Bitlis bölgelerine kadar ilerlemişti. Rusların hedeflerinden biri de Diyarbakır’a ulaşarak Mezopotamya ile Anadolu arasındaki bağlantıyı kesmekti. Çünkü Diyarbakır;

* Doğu Anadolu yollarının kavşak noktasıydı.

* 2. Ordu ve 13. Kolordu gibi önemli birliklerin merkeziydi.

* Musul, Mardin, Elazığ ve Bitlis hatlarının birleştiği stratejik bir karargâh şehriydi.

* Cepheye asker, mühimmat ve erzak sevkiyatının yapıldığı ana lojistik merkezdi.


Bu sebeple Rus ordusunun Diyarbakır’a ulaşması halinde yalnız Doğu Anadolu değil, Güneydoğu Anadolu da büyük tehlike altına girecekti.



Diyarbakır Çevresindeki Çarpışmalar

Kafkas Cephesi’nde doğrudan Diyarbakır şehir merkezinde büyük bir meydan muharebesi yaşanmadı. Ancak Diyarbakır’a bağlı bölgeler savaşın en şiddetli günlerine sahne oldu.


Özellikle;
* Muş Muharebeleri

* Bitlis Muharebeleri

* Silvan hattındaki savunmalar

* Genç ve Bingöl çevresindeki çatışmalar

* Çapakçur (Bingöl) bölgesindeki mücadeleler


Diyarbakır’ın güvenliği için yürütülen harekâtların merkezini oluşturdu.



Diyarbakır: Doğu Cephesi’nin Karargâh Şehri

1916 yılında Osmanlı Devleti, Rus ilerleyişini durdurabilmek amacıyla Trakya’daki 2. Orduyu Doğu Cephesi’ne sevk etti. Bu ordunun önemli birliklerinden biri olan 16. Kolordu’nun komutanlığına Çanakkale kahramanı Miralay Mustafa Kemal Bey atandı. Mustafa Kemal, Mart 1916’da Diyarbakır’a geldi ve kısa süre sonra karargâhını Silvan’a taşıdı.

Diyarbakır o günlerde yalnızca bir şehir değil, cepheyi besleyen büyük bir askerî merkezdi. Silah, mühimmat, yiyecek ve asker sevkiyatının önemli bölümü Diyarbakır üzerinden gerçekleştiriliyordu. Şehrin düşmesi hâlinde yalnız Doğu Anadolu değil, Musul ve Mezopotamya hattı da tehlikeye girecekti. Bu nedenle Diyarbakır’ın savunulması, Osmanlı Devleti’nin doğudaki geleceği açısından yaşamsal öneme sahipti.

Silvan Savunması: Cephe Karargâhının Kurulduğu Yer

Rusların Muş ve Bitlis’i işgal etmesinden sonra Osmanlı kuvvetleri Silvan hattında yeni bir savunma düzeni oluşturdu. Mustafa Kemal Paşa, 16. Kolordu karargâhını Silvan’da konuşlandırdı. Böylece Silvan, bir süre için Kafkas Cephesi’nin en önemli askerî merkezlerinden biri hâline geldi.


Silvan’ın seçilmesinin temel nedeni, Diyarbakır’a giden yolların kontrolünü sağlamasıydı. Eğer Rus kuvvetleri Bitlis ve Muş üzerinden ilerleyerek Silvan hattını aşabilseydi, Diyarbakır doğrudan tehdit altına girecekti.


Mustafa Kemal Paşa bölgede yaptığı incelemelerde savunma hatlarını yeniden düzenledi. Topçu mevzileri güçlendirildi, birliklerin yerleşimi değiştirildi ve geri çekilen kuvvetler yeniden organize edildi. Bölgenin dağlık yapısı savunmaya elverişli olduğundan Osmanlı birlikleri burada direnme imkânı buldu.



Kulp ve Kuzey Hattındaki Mücadele

Kulp, Diyarbakır’ın kuzeydoğusunda yer alan ve Bingöl-Muş geçiş yollarını kontrol eden stratejik bir bölgeydi. Rus ilerleyişi karşısında Kulp çevresindeki dağlık alanlar doğal savunma hattı olarak kullanıldı.

Bölgedeki aşiret kuvvetleri, milis birlikleri ve Osmanlı ordusuna bağlı birlikler, Rus ilerleyişini yavaşlatmak amacıyla keşif ve baskın faaliyetleri yürüttüler. Kulp’un sarp coğrafyası, Rus ordusunun büyük birliklerle ilerlemesini zorlaştırdı. Böylece Rus kuvvetleri Diyarbakır yönünde hızlı bir harekât gerçekleştiremedi.

Kulp ve çevresindeki savunma faaliyetleri doğrudan büyük meydan muharebeleri şeklinde değil, daha çok geçitlerin tutulması, keşif harekâtları ve küçük çaplı çatışmalar şeklinde gerçekleşti. Ancak bu mücadeleler Diyarbakır’ın güvenliğinde önemli rol oynadı.

Muş ve Bitlis’in Geri Alınışı

Silvan merkezli savunmanın ardından Osmanlı ordusu karşı taarruza geçti. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki 16. Kolordu, 1916 yazında başarılı bir harekât düzenledi.
Bu harekât sonucunda Muş ve Bitlis yeniden Osmanlı hakimiyetine girdi. Böylece Diyarbakır üzerindeki Rus baskısı önemli ölçüde azaldı. Tarihçiler bu başarıyı, Kafkas Cephesi’nin en önemli Osmanlı başarılarından biri olarak değerlendirirler.

Diyarbakır Halkının Fedakârlığı

Kafkas Cephesi’ndeki mücadelede yalnız askerler değil, bölge halkı da büyük fedakârlık gösterdi. Diyarbakır, Silvan ve Kulp’tan binlerce genç Osmanlı ordusunda görev aldı. Köylüler cepheye erzak taşıdı, hayvanlarını ordu hizmetine verdi ve yaralı askerlerin bakımına katkıda bulundu.

Özellikle Silvan ve Kulp çevresindeki köyler, cephe gerisinin önemli destek merkezleri hâline geldi. Bölge halkının desteği olmadan ordunun uzun süre bu coğrafyada direnmesi oldukça güç olacaktı.

Birinci Dünya Savaşı’nın Kafkas Cephesi’nde Diyarbakır, Silvan ve Kulp hattında verilen mücadele, Anadolu’nun savunulmasında kritik bir rol oynadı. Rus ordularının Diyarbakır’a ulaşmasını engelleyen bu savunma hattı, Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’daki direncinin temel taşlarından biri oldu.



Bugün Silvan’ın tarihi sokaklarında, Kulp’un sarp dağlarında ve Diyarbakır surlarının gölgesinde dolaşırken, yüz yıl önce bu topraklarda verilen büyük mücadelenin izleri hâlâ hissedilmektedir. Kafkas Cephesi’nin bu sessiz kahramanları, vatan savunmasının unutulmaması gereken önemli sayfalarından birini yazmışlardır.

Diyarbakırlıların Cephedeki Mücadelesi

Birinci Dünya Savaşı sırasında Diyarbakır Vilayeti yalnız bugünkü Diyarbakır’ı değil; Mardin, Siirt ve çevresindeki geniş coğrafyayı da kapsıyordu.

Binlerce Diyarbakırlı genç;


* Kafkas Cephesi’nde,

* Çanakkale’de,

* Irak Cephesi’nde,

* Filistin-Suriye Cephesi’nde


Osmanlı ordusu saflarında savaştı. Özellikle Kafkas Cephesi’nde Diyarbakır, Mardin ve Siirt’ten sevk edilen birlikler ağır kayıplar verdi. Osmanlı arşivleri ve Millî Savunma Bakanlığı kayıtlarında Diyarbakır vilayetine bağlı kazalardan çok sayıda “Şark Cephesi” şehidi kayıtlıdır. Ancak yalnız Diyarbakır merkez için kesin bir şehit sayısı vermek mümkün değildir; çünkü kayıtlar vilayet ve sancak esasına göre tutulmuştur.

Cephe Gerisindeki Büyük Fedakârlık

Diyarbakır halkı yalnız asker göndermedi. Şehir;

* Hastaneleriyle yaralı askerleri ağırladı,

* Kervan yollarıyla lojistik destek sağladı,

* Erzak ve hayvan temin etti,

* Cepheye mühimmat ulaştırılmasında önemli rol oynadı.

Bu nedenle Diyarbakır, savaşın görünmeyen kahraman şehirlerinden biri oldu.

Birinci Dünya Savaşı’nın Kafkas Cephesi anlatılırken çoğu zaman Sarıkamış, Erzurum ve Van öne çıkar. Oysa Diyarbakır, bu cephenin ayakta kalmasını sağlayan en önemli merkezlerden biridir. Eğer Diyarbakır düşseydi, Rus ordularının Güneydoğu Anadolu’ya ve Mezopotamya’ya ilerlemesi çok daha kolay olacaktı.


Bu nedenle Diyarbakır, Kafkas Cephesi’nin görünmeyen kalesi; Diyarbakırlılar ise cephede ve cephe gerisinde gösterdikleri fedakârlıklarla Birinci Dünya Savaşı’nın isimsiz kahramanları arasında yer almıştır. Şehrin tarihî hafızasında bugün hâlâ yaşayan bu mücadele, Diyarbakır’ın vatan savunmasındaki müstesna yerini ortaya koymaktadır.

 

 

 

BATMAN HASANKEYF’DEN BELGESEL TADINDA CANLI YAYIN ve 38 YILLIK GAZETECİLİK HATIRALARIM


https://www.facebook.com/share/v/1ECCWxSUY5/?mibextid=wwXIfr

Evliya Çelebinin izinde BATMAN HASANKEYF ve Diyarbakır’da İlim Kültür Tarih Araştırmaları Merkezi (
www.iktav.com) olarak araştırmalar yapıyor her gün bir çok televizyon kanalında yayınlanan Devri Alem Belgesel TV Programı ( www.devrialem.tv ) olarak değerli gazeteci arkadaşım Atakan Aydın ve Mehmet Dalgıç beyin rehberliğinde belgesel çekimlerimiz devam ediyoruz
An itibarıyla ( 6 Haziran 2026) Diyarbakır Bölgesi Dicle ırmağının üzerine yapılan Ilısu Baraj Gölü altında kalan Hasankeyf'in gece manzarası ile canlı yayınla sizleri de belgesel tadında Hasankeyf'e götürüyoruz.


https://www.facebook.com/share/v/1CpZ3Kh3Pb/?mibextid=wwXIfr
banner982
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981

MARDİN’DE BELGESEL TADINDA DEVRİ ALEM
EVLİYA ÇELEBİ’NİN İZİNDE İSMAİL KAHRAMAN’IN KALEMİNDEN VE KAMERASINDAN MARDİN’DE BELGESEL TADINDA...

Haberi Oku